18 Mart 2010 Perşembe

ATMALI AŞİRETİ TARİHİ 1

ATMALI
AŞİRETİNİN
KÖKENİ

E. Halil Karalıoğlu

Atmalı aşiretinin kökeniyle ilgili olarak birkaç ayrı tez ya da teori mevcuttur:
1. Büyük ölçüde Mehmet Demir Atmalı ve İbrahim Uçar’ın araştırmalarına dayanan birinci teze göre, Atmalı aşireti köken olarak Orta Asya’ya ve bir Türk cumhuriyeti olan Başkurdistan’a dayanmaktadır. Çünkü, Başkurtlar (Başkürtler) cekete kurtak diyorlar, Atmalılar da kurtık demektedirler. Kuraklık olunca Türkmen oymaklarla birlikte İran Horasanı’na gelmişlerdir. İran’a geldiklerinde Beg-Dilli olarak anılıyorlardı. Bu isim daha sonra Badıllı adında bir Oğuz Kürt Boyu (Şerefname’de, Kürt Oğuznameleri vardır) olarak, Urfa’da yaşamaya devam edecektir. Bu boy, Nizip-Kargamış’a bağlı Barak ve Kerkük bölgelerinde Bey-Dili olarak anılmaktadır. Badıllı veya Beg-Dili olarak anılan Oğuz Boyu, kendi arasında 40-50 kola ayrılmıştır. Bu kollar zamanla çoğalarak büyük aşiretler halini almıştır. İşte Atmalı, Beg-Dili’ye bağlı olan bu aşiretlerden biri olan Rişvan aşiretinin bir koludur. Rişvan aşireti İran, Irak ve Anadolu’da Raşi olarak anılmaktadır. İran’da Farsça’nın tesirinde kalan Türkçe kelimeler, bir çoğul eki olan “en/an” eki almışlardır. İran ve Irak topraklarında yaşadıkları sırada, bir grup, Atmalı adını almışlar ve Rişvan’dan ayrı olarak anılmaya başlamışlardır. Eski Gaziantep milletvekili ve Hortlar köyünden olan İbrahim Hortoğlu’na göre, Hacı Bektaş-ı Velinin Horasan’dan Anadolu’ya geçişi sırasında Rişvan’a bağlı Atmalı aşireti de Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiştir. Yaklaşık olarak on bin kişi Anadolu’ya gelmiştir. Çoğunluğu Malatya’ya yerleşmiştir. (http://site.mynet.com/akkale27/)
Bu anlatılanların doğru ve yanlış bilgilerin bir karışımı olduğu görülmektedir. Başkurtlar ile Atmalılar arasında ilişki kurmak için bir veya birkaç kelimenin ortak olması yetmez. Hiçbir dil saf ve pür değildir. Mesela Türkçe’de Ermenice ve İtalyanca kelimeler bile var; bunlardan hareketle köken birliği sonucuna varılamaz.
1560 yılına kadarki kayıtlarda Atmalı diye bir aşiretin adı geçmediğine göre eldeki veriler çerçevesinde Atmalılar'ın kökenini Başkurtlar'a kadar dayandırmak mümkün değildir.
İbrahim Hortoğlu’nun Hacı Bektaş-ı Velî ile kurduğu ilişki de yanlıştır. Hacı Bektaş-ı Velî 1210 yılında Nişapur’da dünyaya gelmiş ve 1271 yılında Nevşehir-Hacıbektaş’ta vefat etmiştir. Larousse’da şöyle denilmektedir: “Yaşamı ile ilgili bilgiler genellikle efsane ve söylentilere dayanır. Bu konuda kesin bilgi, Mevlana ile çağdaş, Babailer ayaklanmasının önderlerinden Baba İshak’ın mürit ve halifesi oluşudur. ‘Hacı’ lakabıyla anılması, hacca gittiğini gösterir. Bektaşi Vilayetnamesi’ne ve Âşık Paşa Tarihi’ne göre, Horasan’dan Sivas’a geldi, buradan Amasya’ya gidip Baba İshak’ın mürit ve halifesi oldu;….”
Bununla birlikte, Atmalılar’ın Beydili boyundan olduklarını söylemek mümkündür. Bu isim bazı yazılı eserlerde “Baydili-Baydilli-Beğdili-Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü-Beydili-Beydilli-Badılı-Badıllı-Badilli’ şekillerinde de ifade edilmektedir (http://www.haberakademi.net/haberyaz.asp?hbr=1311).
Göknur Göğebakan, N. H. Göktürk’e atıfta bulunarak, Beydililer’in ana kolu Halep Türkmenleri’ni oluşturan kırk obadan biri durumundaki “Kara Şah Kulı (Karaşeyhlü) obasının” Malatya civarındaki bir köyde rastlanan kaydında, “Atmalu” aşiretine bağlı olduklarının ifade edildiğini söylemektedir (N. H. Göktürk, Anadolu’da Türk Nüfusu ve Kültür Yapısı (Tebliğler), Ankara 1995, s. 49 vd’ndan aktaran Göknur Göğebakan, XVI. Yüzyılda Malatya Kazası: 1516-1560, Malatya: Malatya Belediyesi, 2002, s. 202). N. H. Göktürk’ün eserini görmediğimiz için, sözünü ettiği kaydın tarihini bilmiyoruz, ancak Kara Şah Kulı ifadesinin Karaşeyhlü olarak yorumlandığı, yapılan alıntıdan anlaşılmaktadır. N. H. Göktürk’ün sözünü ettiği kaydın, 1560 tarihli Malatya tahrir defterinde yer aldığını biliyoruz. Orada şu ifadeler yer almaktadır:
“Mezraa-i Salay Basan, der nezd-i mezraa-i Mintaş Pınarı, tabi-i m., hâss-ı şâhî. / Cemaat-i akraba-i Kara Şah Kulı, cemaat-i Atmalu. / Neferan: 7.” (Refet Yınanç ve Mesut Elibüyük, Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560), Ankara: Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, 1983, s. 146.) Burada geçen “tabi-i m.”, tabi-i mezbur demek oluyor, mezbur ifadesiyle kastedilen ise, Keder Beyt nahiyesidir. Daha açık bir ifadeyle, Mintaş Pınarı mezraının yanında yer alan Salay Basan mezraının, Keder Beyt nahiyesine bağlı olduğu belirtilmektedir. Mezra, Arapça bir kelime olup, “ziraat yapılan yer” anlamına gelmektedir.
Göknur Göğebakan, bu kayıttan hareketle, yedi neferden oluşan “konar göçer reaya”dan “Atmalu” cemaatinin, 1560 yılında, Malatya’nın “Keder Beyt” nahiyesinde meskun olduğunu söylemektedir (Göknur Göğebakan, XVI. Yüzyılda Malatya Kazası: 1516-1560, s. 197). Ancak, söz konusu kayıttan hareketle Atmalılar’ın yedi neferden oluştuğunu söylemek mümkün değildir. Açıkça görülmektedir ki, mezrada iki ayrı cemaat meskundur: Birisi Kara Şah Kulı’nın akrabasının cemaatiyken, diğeri ise Atmalı cemaatidir ve bunlar toplam yedi neferdir. Bundan hareketle, yedi kişiden üç veya dördünün Atmalı olduğu tahmininde bulunabiliriz.
Kara Şah Kulı akrabası cemaatinden Karaşeyhlüler’in kast edildiği sonucuna varmak için de bir neden yoktur. Zaten bu durumda, “Karaşeyhlü akrabası” demek gerekirdi; bunu söylemek için de bir neden yoktur, çünkü Karaşeyhlü akrabası için doğrudan Karaşeyhlü sıfatı kullanılır. Kara Şah Kulı ile, bir şahsın kastedildiği anlaşılmaktadır ve kim olduğnu tespit etmek mümkün görünmemektedir. Bu Kara Şah Kulu, II. Bayezid döneminde isyan eden Şah Kulu da olamaz, çünkü o Antalyalı’ydı ve “Kara” sıfatını taşımıyordu. Yukarıdaki kayıttan, Kara Şah Kulı diye bilinen birinin akrabalarının oluşturduğu cemaat ile Atmalılar’ın aynı yerde ziraat yapan komşular oldukları anlaşılmaktadır.
Karaşeylüler/Karaşeyhliler’in o dönemde Atmalılar’a bağlı olduğundan söz etmek de mümkün olamaz. Çünkü o dönemde Karaşeyhliler, Atmalılar’a göre daha kalabalık ve önemli bir topluluktu. Adnan Menderes Kaya, başlangıçta Avşarlar arasında yer alan Karaşeyhliler’in daha sonra Beydililer arasına karıştığını ileri sürer. Aktardığına göre, 1541 yılında Antep’e gelen Afşar (Avşar) obaları arasında Karaşeyhliler de bulunuyordu. Daha sonra Antep civarındaki Beydili Türkmenleri’nin arasına karışıp onun bir obasını teşkil etmişlerdir. Beğdili arasındaki Kara Şeyhliler’in, 1550’de 58 hane ve 62 mücerret nüfusa sahip oldukları görülmektedir. Ayrıca bu tarihte 38 hane ve 23 mücerret nüfusu ise ‘müteferrik’ olarak kayıtlı idi (Adnan Menderes Kaya, Avşar Türkmenleri, Kayseri: Geçit Yayınları, 2004; www.yadeller.ch/pdf/Avsarturkmenleri.pdf)
Yukarıda sözü edilen Keder Beyt nahiyesine gelince.. Göknur Göğebakan, şu bilgileri vermektedir:
“Kasaba nahiyesinin batısında ve Ağcedağ nahiyesinin güneyinde yer alan Keder Beyt nahiyesi, yerleşim yerlerinin çok olduğu bir nahiyedir. Güneyinde Behisni [Besni] kazasına bağlı Subadra nahiyesi bulunmaktadır. Şimdiki Doğanşehir ilesinin bir kısmını da içine alan nahiye, Tohma vadisine güneyden açılan Sultansuyu vadisinin her iki yanına sıralanmış düzlüklerden meydana gelir. Güneye doğru bu düzlükler daralmaya başlar.” (XVI. Yüzyılda Malatya Kazası: 1516-1560, s. 173)
Atmalılar’ın bağlı olduklarını düşünebileceğimiz Beg-dili (Beydili) aşireti, aşağıda görüleceği gibi, Moğol istilası nedeniyle 1200’lü yıllarda Halep-Antep civarına yerleşmiştir, Hacı Bektaş-ı Velî gibi Sivas ve/veya Amasya’ya değil. Konar-göçer olmaları itibariyle de Nişapur’la bir ilgileri bulunmamaktadır. Ayrıca, Hacı Bektaş-ı Velî’nin asıl şöhretini Anadolu’da edindiğini, Horasan’dayken insanların onunla beraber göç etmelerini gerektirecek bir etkisinin bulunmadığını düşünmek gerekir. Aynı şekilde Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak da, TDV İslâm Ansiklopedisi için kaleme aldığı “Hacı Bektaş-ı Velî” maddesinde, onun, yaşadığı dönemde Anadolu’da da yaygın bir şöhrete sahip olmadığının söylenebileceğini belirtmektedir.
Öte yandan Beydili (Begdili) aşiretinin Başkurtlar’la da bir ilgisi yoktur. Beydili, Bozoklar’ın 12 boyundan biridir. Bilindiği gibi Oğuzlar, 12’si Bozok, 12’si Üçok olmak üzere 24 boydan oluşuyordu. Kayı boyu da Bozoklar’dandır. Atmalıların kökeni Beydili aşiretine dayanmakla birlikte, ayrıca Rişvan aşiretinden söz edilmesi mantıklı görünmemektedir. Muhtemelen bu iddia, Dr. Mahmut Rişvanoğlu’ndan kaynaklanmaktadır. Şöyle diyor: “Rişvan topluluğuna bağlı bir oymaklar birliğini teşkil eden bir aşirettir. Osmanlı Tahrir defterlerinde Kars, Trabzon, Konya, Maraş ve Rakka arasındaki bölgelerde konar-göçer olarak, bazen Ekrat, bazan da Türkmen-Ekradı olarak geçmektedir.” (Saklanan Gerçek: Kurmanclar ve Zazalar’ın Kimliği, s. 502; http://www.kasanli.biz/viewpage.php?page_id=24)
Görüldüğü gibi, Osmanlı tahrir defterlerinde Atmalılar’ın Rişvan’a bağlı oldukları değil, Ekrat (Kürtler) veya “Türkmen Ekradı” (Türkmen Kürtleri) oldukları belirtilmektedir.
Necdet Sakaoğlu da, muhtemelen M. Rişvanoğlu’ndan etkilenerek, Atmalılar’ın Rişvan konfederasyonuna bağlı büyük bir boy olduğunu söylüyor (Mehmet Bayrak, İçtoroslar’da Alevi-Kürt aşiretleri [Sinemilli ve Komşu aşiretlerinin tarihi-edebiyatı], Ankara: Özge Yayınları, 2006, s. 30-31). Benzer şekilde Mehmet Eröz de, Rişvan’a bağlı gösteriyor (A.g.e., s. 38).
M. Rişvanoğlu’nun kaynağının Cevdet Türkay’ın “Başbakanlık Arşivi Belgeleri’ne Göre Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar” adlı eseri olduğu anlaşılıyor (İstanbul: Tercüman Gazetesi, 1979). Eserde şu ifadeler yer alıyor:
“Atma, Atmalı (Atmalu), Atmanlı (Atmanlu): Darende Kazâsı (Kayseriyye Sancağı), Rakka, Malatya, Maraş, Arabgir Sancağı, Keban mâdeni (Malatya), Sivas, Trabzon, Of Kazâsı (Trabzon Eyaleti). Konar göçer Ekrâd taifesinden.” (A.g.e., s. 50)
“Atma, Atmalı (Atmalu), (Atmalı Kürdü): Maraş, Ebistan Kazâsı (Maraş Sancağı), Siverek Sancağı, Ankara Sancağı, Arabgir Sancağı (Sivas Eyaleti), Çirmen Sancağı, Keban Madeni Kazası (Harpırt Sancağı), Erzurum Eyaleti, Rakka, Diyarbekir, Kars, Çıldır Eyaletleri, Malatya Sancağı, Sivas, Kangal ve Aşudi Kazâları (Sivas Sancağı), Turgud Kazası (Konya Sancağı).” (A.g.e., s. 210)
Bu iki kayıttan ikincisinin, birincisine göre daha geç bir tarihe ait olduğu anlaşılıyor. Her ikisinde de Rakka adının geçmesi, 1690’lı yıllarda Rakka’da iskân edilenler arasında Atmalılar’ın da yer aldıklarını göstermektedir. İkinci kayıtta geçen Aşudi (Aşudı), eskiden, Darende’ye bağlı bir nahiye idi. Bu kayıtlardan, Atmalılar’ın Trabzon Of’tan Kars Çıldır’a, Ankara’dan Konya’ya kadar dağıldıkları ve zamanla gittikleri yerlerin sakinleri arasına karıştıkları anlaşılmaktadır. Bu kayıtlardan ilkinde, Atma’nın yanı sıra Atman ifadesinin de kullanılmış olması dikkat çekmektedir.
Araştırmacı Hüseyin Ecer ise, Atmalılar’ın aslında Rişvan olduğunu kabul ediyor. Ancak ona göre, Rişvan olarak bilinen topluluğun asıl adı Raşi’dir: “ATMALI veya orjinal söylemiyle Atmi, Otmi olarak bir asiret yapılanması söz konusu değil. Bahsedilen coğrafyada bu sıfatlarla Raşi aşiretinin REŞWAN, RİŞVAN’lastırılarak oradan da ATMALILAŞtırarak devşirilmeye çalışılmasıdır.” (http://www.facebook.com/topic.php?topic=9634&post=53804&uid=32929115806) (Ancak Ecer’in, Raşiler ile Rişvanlar’ı kastettiği, sadece isimlendirmedeki farklılığa itiraz ettiği görülmektedir: “Genel olarak kabul görülen Raşilerin Reşwanlar olduğu ve M.Ö. 3000 yıllarına kadar giden tarihsel verilerin belgeler olarak elde edildiğidir. Ancak yine de belirteyim her Raş, Raşi ya da diğer adıyla Reşwan degildir….” Ecer, böylece, Raş’ın, Reşwan’ı içeren, ondan daha geniş bir topluluk olduğunu, bir bakıma bu bölgenin kadim halklarını yansıtan bir adlandırma olduğunu söylemiş olmaktadır.)
Hüseyin Ecer, delil olarak “sözlü tarih”i göstermektedir: “Sözlü tarihimizden devraldığımız bilgi Raşi oldugumuz, Selçuklu öncesi bu coğrafyada (Malatya-Maraş-Adıyaman) var olduğumuz ve dönemin sorunlarından dolayı İran KAŞANLI’ya dek uzanan bir göç yaşadığımızdır. İlhanlı devletinin son bulması ile birlikte Beyler savaşı olarak tabir edilen süreçte Daşt-e Kavir’den ata topraklarımıza geri dönüşümüzdür ve o dönem egemenlik sağlayan DULKADİROGLU beyliği sınırları içinde yer alan topraklarımıza yerleşmemizdir.”
Burada Kaşanlı’dan kasıt, Kaşan şehridir. Kaşan, İran’ın ortabatı kesiminde, Kevir Çölü’nün (Deşt-i Kevir, Daşt-e Kavir) batısında, Tahran’ın güneyinde ve İsfahan’ın kuzeyinde yer almaktadır. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ka%C5%9Fan)
Selçuklu öncesi, tarih olarak, 1071 yılı öncesi demek olduğu için, böylesine uzak bir geçmiş söz konusu olduğunda yazılı tarihle çelişen sözlü tarihe (veya rivayetlere) itibar edilmesi mümkün değildir. O nedenle, yazılı kaynaklarla ne kadar örtüştüklerine bakmak gerekir.
Yukarıda belirtilen hususları yazılı kaynaklar çerçevesinde değerlendirmek gerekirse, 1335 yılında Ebû Said Bahadır Han’ın ölümüyle birlikte İlhanlı Devleti’nde iktidar mücadelesi başladığını ve bunun sonucu olarak Anadolu’daki Moğol hakimiyetinin son bulduğunu belirtmek gerekiyor. Bu dönemde, otorite boşluğundan yararlanan Halep ve Antep’teki Beydililer’in (Bozoklar) Malatya, Maraş ve hatta Yozgat civarına yerleştikleri bilinmektedir. Nitekim Dulkadiroğulları Beyliği Beydililer tarafından bu tarihte kurulmuştur. Yozgat’ın Osmanlı döneminde Bozok olarak adlandırılması ve halen oradaki geniş yaylanın Bozok Yaylası adını taşıyor olması, o dönemdeki göç olayından kaynaklanmaktadır. Bu dönemde yaşanan göçler konusuna ilerde tekrar döneceğiz. Ancak, Hüseyin Ecer’in dayandığı sözlü tarihin, gerçekte, bilinen tarihî gerçeklerin zaman ve yer bakımından birbirine karıştırılmış şekli olduğu anlaşılmaktadır. Atmalılar’ın atalarının bölgeye, İlhanlı Devleti’nin Anadolu’daki otoritesinin son bulduğu sırada, bağlı oldukları Beydili boyu ile birlikte Halep-Antep tarafından geldikleri çıkarımında bulunabiliriz. Hüseyin Ecer’in “Kaşan’a kadar uzanan göç” rivayeti de, Beydililer için (daha doğrusu, Beydililer’in en büyük oymağı olan Halep Türkmenleri için) doğrudur. Ancak, Beydililer’in içinde Kürtler obası da mevcuttu.“Bunlar, Uzunyayla’nın ve Sivas’ın güney bölgelerinin yanı sıra Halep ve çevresini kışlak olarak kullanmışlardır.” (Mehmet Öztürk, Oğuz Türkleri, İstanbul: Ledo Yayıncılık, 2007, s. 263) “Bu Türkmenler kırka yakın oba halinde yaşıyorlardı…. Büyük Karacalu ve Küçük Karacalu ile Kürtler’in obası Boz Ulus Oymağı içinde idiler…. Bütün Beydili obalarının başında ise beylerbeyi unvanı ile Firuzoğlu Şahin Bey vardı. Şahin Bey, Boz Ulus Obası’na mensuptu.” (A.g.e., s. 264) Beydililer’in içinde Kürtler obasının bulunması, aralarından bir obanın Kürtleştiğini göstermektedir. O dönemlerde günümüz “milliyetçilik” anlayışı ve “ulus devlet”lere özgü “dil” politikaları mevcut bulunmadığı için, Beydililer’in Kürtler’le akrabalık kurduğunu ve içlerinden bir obanın Kürtçe konuşmaya başladığını, bunun da yadırganmadığını düşünmek gerekir. Öyle ki, daha sonraları bütün Beydililer için “Kürt” sıfatının kullanıldığı da olmuştur.
F. Öztoprak şöyle demektedir: “1690 yılında Halep Türkmenlerinden Beğdililerin bütün obaları ile birlikte iskan edilmeleri için Kadızade Hüseyin Paşa’ya emir verilmiş, o da bu işe başlamış, Ağcakale’den Rakka’ya kadar yapılan iskan işini Yusuf Paşa tamamlamıştır. Yeni-İl’deki bütün Türkmen obaları bu iskana tabi tutulmuştur….
“Beğdililerin sözünü dinledikleri ve çok önem verdikleri Firuz Bey, bu iskan işini duyunca Türkmenlerin yazın geldikleri Uzunyayla’da onlara hitap etmiş, iskan işini beğenmediğini, yerleşmek isteyenlerin yerleşeceğini, onlara mani olmayacağını, ancak kendisiyle gelmek isteyenler var ise hazırlanmalarını söylemiş, oğlu Şahin Bey, Kenan Bey ve Kurt Bey’e veda etmiş, Güney Azerbaycan’a, Urumiye’ye doğru yola çıkmıştır. Onun niyeti ecdadının geldiği Horasan’a gitmekmiş ama, Urumiye’ye varınca orada kalmış.” (http://www.mengensofular.com/?q=content/view/75/10)
Bunun nedenini Mehmet Öztürk şöyle açıklamaktadır: “Çünkü İran’da bu beylere Türk asilzadesi unvanı verilerek karşılanıyor, büyük destek ve itibar görüyorlardı.” (Mehmet Öztürk, Oğuz Türkleri, s. 266) (Osmanlı’nın, günümüzde birçoklarının iddia ettiğinin aksine, bir Türkleştirme politikası yoktu. Özel olarak Türkler’e itibar edilmesi gibi bir siyaset izlemediği de, bu örneklerden ve devşirmelerin durumundan bellidir. İran’da ise Türkler’e itibar edildiği anlaşılıyor. Ancak, İran’a gitmek, Şiîleşmek anlamına geliyordu. Ayrıca zamanla Fars kültürü baskın hale gelmiştir.)
Hüseyin Ecer’in Kaşan’dan tekrar Malatya civarına yaşanan göçle ilgili söylediklerinin doğru olduğu, kendilerini “Kaşanlı” olarak adlandırmaya devam eden bir kitlenin mevcut olmasından bellidir. Ancak, bunların, zamanında İran’a göçenler olup olmadığı konusunda birşey söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte, her halükârda, bir kısım Atmalılar ile Kaşan’dan gelenlerin akrabalık kurdukları ve bunların soyundan gelenlerin Atmalı kökenleri ile Kaşan kökenlerini birbirine karıştırdıkları anlaşılmaktadır.
Benzer şekilde, internette, Kazım Erdoğan’a ait şöyle bir metin yer almaktadır: “1993 yılından beri kendi aşiretim üzerine araştırma yapmaktayım. Araştırma yapmam tesadüf bir olayla başladı. 1989 yılında Ankara’da fotokopi ve kırtasiye işi ile uğraşmaktaydım. İşyerine fotokopi çekmeye gelen iki genç aralaarında Kürtçe konuşuyorlardı. Merak etim sordum. Kaşanlı olduklarını söylediler. Türkçe konuştuğumda Kürtçe, Türkçe bilmediklerini söylediler. İran Kaşanlı olduklarını öğrendim. Üç ay Ankara’da arkadaşlığımız oldu. Kendileri mülteciyidiler. Onlardan çok ilginç bilgiler aldım. Ali ismindeki kişi öğretmendi. Kendileri de Yukarı Kaşanlı olduğunu, Xarhasan (Kelhasan) kabilesinden olduğunu anlattı. Daha sonra yaptığım araştırmalar da Kaşanlı veya Kelhasan olarak tabir edilen kabilelerin aslen Afşin Kaşanlı köyünün bulunduğu yerde Sünni Anadolu Selçuklu devleti tarafında İran’a sürüldükleri. Kaşan isminin Farsça olduğunu ve Saraycık anlamına geldiğini öğrendim. Timurleng döneminde Timurleng tarafını tutarak! Kaşan’da Timurlenk'in oğlu İlhan’ın adı ile devlet kurdukları, Padişahı Alikut olduğu, Alikut’un üç oğlu olduğunu, Kelhasan, Muhamat ve Vakas Mirza olduğunu öğreniyoruz. Alikut ölünce Horasan Padişahı Hasan babasının yerine geçmesiyle kardeşi Vakas Mirza ile araları açıldığını ve bu nedenle devletin yıkıldığı. Kelhasan’ın kendi taraftarları ile Diyarbakır’a geldiğini Minorski’nin Kürt aşiretleri kitabından, yaşlılardan öğrenmekteyiz. Yine köyün en yaşlı insanı Nisko İbrahim'den aldığım bilgiye göre Diyarbakır ile araları açıldığı, Kelhasan’ın önemli adamlarında Pirhusin'in idam edilmesi üzerine aşiretin dağılarak Malatya Doğanşehir’e geldiğini söyledi. Sonra da yaptığım araştırma İbrahim dedeyi kesinlikle doğrulamaktadır. Kelhasan’ın mezarının Topraktepe civarında olduğunu, yöre halkı Xalıkxan dedikleri Kelhasan’dır. İran Kaşan’da Kelhasan kutlamaları yapıldığı ve nereye gitiğini İranlı Kelhasanlar’dan öğrenmiştim. Doğanşehir’de Balyan aşiretinin ihaneti üzere dağıldıkları ve söylenenlere göre babadiyarı dedikleri şimdiki Kaşanlıya göçtükleri söylenmektedir. Bir dağın adı! Diyar baba olması bu ihtimali güçlendirmektedir. Atmi aşiretinden 200 ailenin Sivas üzerinde Konya kadar gitiği bilinmektedir.” (http://www.kasanli.biz/viewpage.php?page_id=24)
Afşin’in Kaşanlı köylülerinin, yukarıdaki bazı ifadeleri aynen aktardıkları görülmektedir:
“Köyün adı İran’ın Kaşan şehriyle aynı olup nereli olduğu sorulan köy halkı ‘Em e Qaşina’ şeklinde cevap vermektedirler (ilginç olan İran’da da kaşi sözcüğü kullanılıyor), bu da köy halkının İran’dan gelmiş olma ihtimalini doğurmaktadır. Kaşanlı köyü bölgenin en eski köylerin den olup köy halkının 15'inci yüzyıl ortalarında bölgeye yerleştiği tahmin edilmektedir. Kaşanlının bölgedeki diğer köyleri Male çiya, Poskoflu, Örenli ve Haticepınarı köyleridir.... Örenli ve Haticepınarı devletin sonradan uydurdugu isimlerdir, cünkü Kurmancî olarak köylüler Gundî jori (yukarı köy) demektedirler. Poskoflu'yada şu an ‘İnci köy’ diye bir isim uydurulmustur.
“Tarih'e Genel Bakış: Kaşanlı topluluğu, günümüz İran’a bağlı Kaş şehrinden asırlar önce göçüp Diyarbakır, Siirt, Mardin gibi illere gelmişlerdir. Dinî sorunlardan dolayı çoğu Kaşanlı (Kaşî) halkı Malatya, Maraş gibi illere taşınmıştır. Ama halen Diyarbakır, Siirt ve Mardin’de yaşayan Kaşî halkı mevcuttur; bunların çoğu dinî benliğini korumaktadırlar.
“Alıntı: Timurleng döneminde Timurleng tarafını tutarak! Kaşan’da Timurlenk'in oğlu İlhan’ın adı ile devlet kurdukları Padişahı Alikut olduğu, Alikut’un üç oğlu olduğunu Kelhasan, Muhamat ve Vakas Mirza olduğunu öğreniyoruz. Alikut ölünce Horasan Padişahı Hasan babasının yerine geçmesiyle kardeşi Vakas Mirza ile araları açıldığını ve bu nedenle devletin yıkıldığı. Kelhasan’ın kendi taraftarları ile Diyarbakır’a geldiğini Minorskini Kürt aşiretleri kitabında yaşlılarda öğrenmekteyiz. Kelhasan’ın önemli adamlarında Pir Husin'in idam edilmesi üzere aşiretin dağılarak Malatya Doğanşehir’e geldiği… Kelhasan’ın mezarının Topraktepe civarında olduğunu yöre halkı Xalıkxan dedikleri Kelhasandır.
“Alıntı: Kaşanlı, 1400 yılların sonunda İran’ın Kaş şehrinden gelip Mardin’e yerleşmiştir. Mardin’de dini nedenlerden dolayı Göç etmek zorunda kalmışlardır. 2 veya 3 ev Diyarbakır’a gitmiş. Geri kalanlar Malatya’nın Doğanşehir ilcesine su anki ismiyle Topraktepe Köyü olan Köye yerleşmişler. Bir kısmı oradan şu anki ismiyle Elbistan ilcesine bağlı Atmalı Kaşanlı olan köye gelmiş ve oraya yerleşmişlerdir. Bundan 294 yıl önce yani Karabekirler Zamanında şu an Afşin Kaşanlı köyüne gelmişler.” (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ka%C5%9Fanl%C4%B1,_Af%C5%9Fin)
Burada da, yanlış ve doğru bilgilerin bir arada verildiği görülüyor. Atmalı Kaşanlı olduklarını söyleyenlerin 294 yıl önce Kaşanlı’ya gelmiş olmaları da mümkün görünmüyor. Çünkü Afşin-Kaşanlılar, Elbistan köylerinden gelmiş bulunuyorlar. Oysa Elbistan’ın Kaşanlı köylerinin bile tarihi 294 yılı bulmuyor. Öte yandan, İlhanlı Devleti Timur’un değil, Cengiz’in soyundan gelenler tarafından kurulmuştur. Timur İmparatorluğu İlhanlı Devleti yıkıldıktan sonra kurulmuştur. Timur’un İlhan adında bir oğlu da yoktur. Yerine oğlu Şahruh geçmiştir. Bir diğer oğlunun adı Miranşah’tır. Tarihte Alikut adlı bir hükümdar yaşamadığı gibi, böyle bir hükümdarın Muhammed, Kel Hasan ve Vakkas Mirza adlarında oğullarının bulunduğu da bilinmiyor. Burada sözü edilen Kelhasan, bir aşiret reisi olmalıdır. Topraktepe gibi küçük bir köye yerleşmiş olması da buna işaret ediyor. Bu aktarılanlardan anlaşıldığı kadarıyla, İran’ın Kaşan kenti yakınlarından gelen bazı insanlar Doğanşehir’in Topraktepe köyüne yerleşmişler ve kendilerinden önce veya sonra aynı yere gelip yerleşmiş olan Atmalılar’la akrabalık kurmuşlardır. Bu insanların torunlarının, Atmalı atalarının kökeni ile Kaşan kökenlerini karıştırdıkları görülmektedir.
Asıl konuya dönersek, Rişvan aşireti konusunda bilimsel bir araştırma yapmış olan Doç. Dr. Faruk Söylemez’in eseri, Atmalı-Rişvan ilişkisiyle ilgili iddianın yanlış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu eserde Atmalılar, Rişvan’a bağlı cemaatler/topluluklar arasında gösterilmemektedir (Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi: Rişvan Aşireti Örneği, İstanbul : Kitabevi, 2007). İnternette yer alan bir metinde de, bunlardan ayrı aşiretler olarak söz edilmektedir: “Köy, kasaba ve şehir hayatına uyum sağlayan aşiret ve oymaklar tarihî akış içindeki etkinliklerini, cumhuriyetin ilanından bu yana, özellikle de 2. dünya savaşı sırasında başlayan kent göçleriyle, büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Bu ihbarla aşiret-oymak bağımlılığı artık yok sayılabilir. Günümüzde de adından söz edilen belli başlı aşiretlerinden bazıları şunlardır: Rişvan, Atmalı, Alaca Atlı, Bargi, Çakallı, Dervişan, İzoli, Gül-benekli, I larbendeli, Kapturgalı, Karaşah Kulu, Kavi, Mihmanlı Salarlı, Şamyörükleri, Türkmen, Dirijan (Dirican).”
(http://www.ahmetsenturk.net/index.asp?id=366&syf=haberler&x=Malatyan%FDn%20K%FClt%FCrel%20Dokusu)
Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Said Öztürk ve Yaşar Baş’ın hazırladıkları. “Darende Tarihi” adlı eserde (Malatya: Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezi, 2002) “Darende Çevresinde Bulunan Bazı Aşiretler”in listesi yer alıyor. Buna göre, bu havalideki aşiret/cemaatlerin çoğu Beğdili boyuna bağlı. Rişvan’a bağlı olanların sayısı ise sadece bir.. Atmalu (Atmalı) hakkında ise “boy” bilgisi mevcut değil. “Boyu-Taifesi: Belirsiz, Bağlı Olduğu Aşiret: Atmalu” deniliyor. “Açıklama” olarak “Konar Göçer Ekrad Türkmeni” olduğu bilgisi veriliyor. Ayrıca Aşudı’da (Aşudu) oldukları, yani yaşadıkları ifade ediliyor (A.g.e., s. 249). Aşudı (bugünkü Günpınar), 1530’da Darende’nin Ovacık nahiyesinin bir köyü iken, 1583 tarihli Yeni İl defterinde nahiye olarak kaydedilmiştir. 1831 sayımında da nahiye olarak geçmektedir (A.g.e., s. 114-115). 1844 yılı temettuat sayımına göre Aşudı, Darende’nin 19 köyü içinde en kalabalık ikinci köydür (A.g.e., s. 234. Bununla birlikte, bu kayda bakarak Atmalılar’ın sadece Aşudı’da bulunduklarını düşünmek hatalı olur.) Atmalılar’ı Rişvan’dan ayrı düşünmek gerektiği buradan da anlaşılmaktadır.
Bütün bunlardan daha önemli olan nokta, XVI. yüzyıla ait Malatya tahrir kayıtlarında Atmalı adı geçerken Rişvan’dan hiç bahsedilmiyor oluşudur. (Göknur Göğebakan, XVI. Yüzyılda Malatya Kazası: 1516-1560, s. 202.)
1563 tarihli Maraş tahrir defterinde ise Atmalu cemaati (aşireti) ile Rişvan cemaatinden ayrı söz edilmektedir. Atmalılar’ın adının bir kez geçmesi ve Alma Kuşağı mezrasında yaşadıklarının belirtilmesine karşılık, Rişvan’ın adının sıkça geçmesi, Atmalılar’ın Rişvan’a göre sayıca az bir topluluk olduğunu ortaya koymaktadır. Bunu doğrulayan ikinci bir husus, Atmalı cemaatinin söz konusu mezrada “başkalarıyla birlikte” bulunduklarının belirtilmiş olmasıdır. Mehmet Bayrak, Rişvan, Atmalı ve Kılıçlı aşiretlerinin doğrudan aşiret adıyla anılmasına karşılık, diğer aşiretlerin daha çok “Ekrad taifesi” veya “Cemaat-ı Ekrad” adıyla anılıyor olmasına dikkat çekmektedir (http://ozgurdusler.net/?p=324). Ayrıca Cemaat-ı Kavi, Cemaat-ı Haydarlı ve Cemaat-ı Artuklu’dan da söz edilmektedir. Bunun yanı sıra, Rişvan için “Taife-i Ekrad’dan Rişvan cemaatı” tabirinin kullanıldığı da görülmektedir. Aslında, buradaki nitelendirmelere bakılırsa, bölgedeki bütün konar-göçerlerin Kürt olduklarını söylemek mümkün olabilir ve Mehmet Bayrak da böyle kabul etmektedir. Ancak, bunun doğru olmadığı bilinmektedir. Birçok tarihçinin dikkat çektiği gibi, burada “Kürtlük”ten kasıt “konar-göçerlik”tir. Ancak, konar-göçer Türkmen topluluklarda Kürtçe konuşma ve Kürtleşme olayının yaşandığı da bir gerçektir.
Aslen Kuzey Almanyalı olan Batılı gezgin Carsten Niebuhr, 1766 yılında Antep’in kuzeyindeki bölgede (Maraş, Malatya vs) yaşayan aşiretleri (konar-göçer toplulukları) sıralarken Atmalı Aşireti’nin 1000 çadır, Rişvan’ın ise 12.000 çadırlık bir topluluk olduğunu aktarmaktadır. http://www.candakurdi.com/modules.php?name=asiretler&file=print&id=29) Bu bilgi de, Atmalılar’ın Rişvan’dan ayrı olduğunu ve o tarihte Rişvan topluluğunun Atmalılar’a göre 12 kat daha büyük bir topluluk olduğunu ortaya koymaktadır.
Bütün bunlar, Atmalılar'ın Rişvan'dan olmadığını açıkça ispatlamaktadır. Ancak, Beydili boyundan olmaları mümkündür.
2. İkinci tez, Orta Asya’da veya Horasan’da köken aramaksızın, salt arşiv belgelerinde yer alan tanımlamalardan hareketle kimlik tespiti yapma esasına dayanmaktadır. Gerçekten de, Osmanlı arşiv belgelerine bakıldığında, Atmalı aşiretinin “Türkmen” kökenli olduğunu söylemek mümkün olabilir. Bu çerçevede Prof. Dr. Mehmet Eröz, Dr. Mahmut Rişvanoğlu ve Cevdet Türkay’ın eserlerinde Atmalı’dan, yukarıda da geçtiği gibi, Türkmen Ekradı (Türkmen Kürtleri) olarak söz edilmektedir. (http://site.mynet.com/akkale27/)
Benzer şekilde şu görüşler de ileri sürülmektedir:
“Atmalı Aşireti: Kayseri yöresinde görülen bu topluluk ‘Kürt Türkmeni’ olarak adlandırılmaktadır. Osmanlı kaynakları konar göçer toplulukları anlatırken ilginç ifadeler kullanmaktadır. Bu tür ifadeler arasında ‘Türkmen Kürdü’, ‘Kürt Yörüğü’, ‘Kürt Türkmeni’ gibi sözler vardır…. Alman Feldmareşal Moltke, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde Doğu Anadolu'nun bir çok yerlerini gezdi ve gözlemlerini ‘Türkiye Mektupları’ adlı kitapta topladı. General Moltke, 6 Nisan 1838'de yazdığı mektupta … bakın ne yazıyor: ‘Pazarcık ovasını geçtik. Bu ovada üç Türkmen kabilesi: Atmalı, Kılıçlı, Sinimililer konaklamıştı. Bu üç kabile halkı 2000 çadırda oturuyordu. Reşit Paşa, en nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler de hükümete karşı olan sevgi ve bağlılıklarını ilan etmişlerdi ve 400 kese akçelik (20.000 florin) bir salma (yani vergi) ödüyorlardı.’ ” (http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=42979&start=10)
Bunun yanı sıra, lisanla ilgili bir özelliğe dikkat çekenler de vardır: “Atmalı aşiretinin Maraş ve Adıyaman köylerinin adları hiç değişmemiştir ve Türkçe’dir: Tilkiler, Haydarlı, Sadakalar, Karahasanlar, Ağcalar, Kabalar, Kizirli, Kızkapanlı, Ketiler, Karalar, Turuçlu, Mahkanlı...” (http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk16.html) Bununla birlikte, Besni’ye bağlı Karalar köyünün diğer ismi Karkon’dur (http://nn-no.facebook.com/group.php?v=wall&viewas=0&gid=32929115806)
Bu tez çerçevesinde Atmalı aşiretinin Kürtleşmiş Türkmenler olduğu söylenebilir. Beydili boyuna bağlı olmaları da bunu göstermektedir. Öteden beri içlerinden büyük bir bölümün Türkçe ile Kürtçe’yi birlikte kullandıkları da bilinmektedir.
Ancak bu teze şu şekilde bir itirazda bulunulmaktadır:
“Cemal Şener, birçok Alevi-Kürt aşiretinin yanısıra, mesubu bulunduğum Maraş yöresindeki Sinemilli aşiretiyle Atma ve Kılıçlı aşiretlerini Türkleştirme uğruna yoğun ve zorlama bir çaba içerisine giriyor. Gösterdiği kaynaklardan biri, Mareşal Moltke’nin Türkiye Mektupları adlı eseridir (Bkz. Remzi Ktb. İst.1969). 1835-1839 yılları arasında Osmanlı Ordusunda müşavir-subay olarak bulunan Moltke’nin eserinin yaklaşık yarısı Kürtler’i işlemektedir. Bu kitap, 19. yüzyılda Kürtleri işleyen yüzlerce seyahat notlarından biridir. Burada Sinemilli, Atmalı, Kılıçlı aşiretlerinden ‘Türkmen kabileleri’ olarak sözedilmesi tamamen bir yanılgıdır....
“19. Yüzyılda bu aşiretlerden sözaçan ya da doğrudan aşiretler üzerinde yoğunlaşan onlarca eserden sözetmek mümkündür. Sözgelimi, yine bir Alman olan Dr. O. Blau, daha 1858 yılında yayımladığı ‘Die Stämme des nordöstlichen Kurdistan’ (Kuzeydoğu Kürdistan’da Aşiretler-Kavimler) konulu bir incelemesinde (Zeitschrift der deutschen morgenlandieschen Gesellschaft, Leipzig-1858 içinde) daha çok İran’daki Kürt aşiretlerini; ‘Nachrichten über kurdische Stämme’ (Kürt Aşiretleri Üzerine Haberler) konulu bir başka incelemesinde de (Aynı dergi, Leipzig-1862) birçok farklı bölgenin yanısıra Maraş yöresi aşiretlerini de sıralar. Burada adları anılan Kürt aşiretleri şunlardır: Çakallü, Celikanlü, Sinamenlü, Qiliçlü, Atmülü. (Bkz. agy. s. 608)
“Bu aşiretler hakkında bilgi veren bir başka batılı araştırmacı ise, ünlü Fransız antrapolog Ernest Chantre’dir. (Bkz. Bulletin de la Cociété de Anthropologie de Lyon, 1881-1882).
“Bu aşiretlere ilişkin en ayrıntılı bilgileri veren Batılı araştırmacı ise, 1919’ad bölgeyi doğrudan gezen Bibaşı Noel’dir. İlkin, notlayarak Hevi gazetesinde yayımladığımız (Sayı: 73-86, 1998) ‘Binbaşı Noel’in Günlüğünde Orta Anadolu Kürtleri’ konulu yazı dizisinde bu aşiretlere ilişkin geniş bilgi vermektedir....
“İşin ilginç yanı, Cemal Şener’in yerli kaynaklardaki bilgileri bile rahatlıkla çarpıtabilmesidir. Sözgelimi Şener, Cevdet Türkay’ın Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler adlı eserinde; bu aşiretlerden ‘Konar-göçer Türkmen Ekradı (Türkmen Kürtleri)’ diye sözedildiğini iddia etmektedir. Oysa, adı geçen eserde ... Atmalı aşireti de ‘Konar-göçer Ekrad taifesinden’ şeklinde geçmektedir. (a.g.e, s. 210) ... Cemal Şener’in başka bir referansı ise, Sosyolog Doç. Dr. Mehmet Eröz’dür. MHP kökenli bu sosyologun bütün hayatı Kürtler’in Türklüğünü ispatlamaya çalışmakla geçmiştir.” ((Mehmet Bayrak, İçtoroslar’da Alevi-Kürt aşiretleri [Sinemilli ve Komşu aşiretlerinin tarihi-edebiyatı], Ankara: Özge Yayınları, 2006, s. 347-348; http://www.navkurd.net/nivisar/mehmet_bayrak/alevi_kurt.htm)
Ancak, bu itirazlar da, delillerin kuvveti bakımından, karşı çıkılan tezlerden daha iyi durumda değildir. Çünkü, Mareşal Moltke’nin aktardığı bilgiye karşı Binbaşı Noel’in görüşünü tercih etmek için ikna edici bir neden yoktur. Hatta, ilki daha eski bir tanıklık olduğu için daha önemli ve geçerli kabul edilebilir. Mehmet Eröz’e karşı oryantalistleri tercih etmek için de makul bir sebep gösterilemez. Önemli olan, dayanılan delillerdir. Bu çerçevede, asıl üzerinde durulması gereken konu, “Türkmen Ekradı” veya “Kürt Türkmeni” ifadesinin nasıl anlaşılması gerektiğidir. Bu Kürtleşmiş Türk veya Türkleşmiş Kürt oldukları anlamına gelebilir. Ancak, Sünnî Atmalıların Şafiî değil Hanefî olması, köken olarak Kürt olmaları ihtimalini azaltmaktadır. Öte yandan, Kürtler’den bir topluluğun Beydililer’in arasına katılarak Kürtler adlı oymak oluşturmaları için mantıklı bir neden yoktur. Fakat içlerinden bir oymağın Kürtler’le akrabalık kurmaları sonucu Kürtleşmiş olmaları mümkündür.
(Öte yandan Mehmet Bayrak’ın, objektif bir bakış açısıyla ve gerçeği arama kaygısıyla değil, peşin hükümlerine dayanak arama gibi bir saikle hareket ettiği görülmektedir. Mesela Binbaşı Noel’in hatıralarını olduğu gibi aktararak adeta Türk düşmanı, sonuna kadar Kürtçü bir Atmalı aşireti reisi Yakup Paşa / Paşa Yakup portresi çizmektedir. Noel’in, Yakup Hamdi Paşa’ya misafir olduğu ve yanından memnun bir şekilde ayrıldığı doğrudur, fakat hikâye bundan ibaret değildir. Nedense Mehmet Bayrak, Yakup Paşa’nın daha sonra izlediği politikadan hiç söz etmemektedir. Mehmet Bayrak olayı olduğu gibi değil, görmek ve göstermek istediği gibi aktarmaktadır. Ayrıca, bir Atmalı olan Molla Mehmet Karayılan ile Atmalılar’dan oluşan çetesini de görmezden gelmektedir.)
Muammer Şahin, “Babam” adlı eserinde (İstanbul, 2004; muammersahin.com/BABAM_kitap.pdf), şu anda Horan (Horun) kenarındaki Deregezen köyünden yaşayan Atmalı aşiretinden Bölükbaşı sülalesinin Türkmen kökenli olduklarını ifade etmektedir. (s. 25) Ayrıca kendilerinin de Türkmen asıllı oldukları sonucuna vardıklarını şu şekilde dile getirmektedir: “Nitekim, 1990 yılında 8’inci Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, Polat Barajı’nın açılışı için Polat’a geldiğinde: ‘Muammer, Polat köyünün adetlerine, geleneklerine ve folkloruna bakınca, buranın Türkmen köyü olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, gösteri oyununu oynayan insanların tiplemeleri, şişikleri ve karacaları, bu köyün tamamen Türkmen boyu olduðunun bir ispatıdır’ diyerek, …” (A.g.e., s. 32)
Halil Arık adlı bir araştırmacı ise şunları yazmaktadır:
“Tarih ve aşiret araştırmacılarının büyük çoğunluğu, hanefi-sünni inanca bağlı olarak bilinen Kürt Aşiretleri ile Alevi inanca bağlı Kürt aşiretlerinin ‘Kürtleşmiş Türkler’ olduğunu dile getirmektedirler. Özellikle Süleyman Sabri Paşa’nın ‘Van Tarihi ve Kürtleşmiş Türkler Hakkında İncelemeler’ adlı eserinde Maraş-Pazarcık yöresindeki Atmalı Aşiretinin bu değişime en belirgin örnek olarak göstermektedir.” (http://tarihveegitim.blogcu.com/pazarcik-tarihi-bolum-2/6363188)
3. Üçüncü bir teze göre, Atmalı aşiretinin kökeni Irak’taki Kelhur aşiretine dayanmaktadır. Bu tezin sahipleri, Malatya-Arguvan’daki alevî (veya alevîleşmiş) Atmalı köylülerinden ibarettir. Çobandere (Şotik) köyünden Battal Baki Çıplak şunları yazmaktadır:
“Atma Aşireti ile ilgili elimizde yazılı kaynaklar bulunmamaktadır. Ancak Doğu Anadolu Bölgesindeki aşiretlerle ilgili olarak yazılan kitaplardan Atma Aşireti ile ilgili yazılan yazılardan yararlanabilmekteyiz. Bir de köyümüz ile komşu köylerin yaşlılarından ve nesilden nesile anlatılanlardan dinlediklerimizden yararlandık. Bu kaynaklara göre Atma Aşireti (Rumi 1050) 1634 yıllarında bilmediğimiz bir nedenle IRAK'ın Gülhur boyundan ayrılarak Anadolu'ya gelmiştir. Mehmet Emin Zeki adlı yazara göre de (Kürdistan adlı eserinde) Irak'tan ayrılan 500 çadırlık bu topluluk Atmanikan ismi ile anılmakta imiş. Bu kanala göre Atmanikan Aşireti hayvancılıkla uğraşmakta olup, hayvanlarına daha iyi otlak yerleri bulmak için Anadolu’ya gelmişler. Hayvancılıkla uğraşan göçebelerin yaşam tarzları hepimizce bilinmektedir. Onlar çadırlarda hayvanlarının en iyi otlatılacakları yerlerde yaşamaktan mutluluk duyarlar. Mehmet Nuri Dersimli'ye göre de Atma Aşiretinin tamamı Dersim’den gelmedir. Dersim’den Malatya'ya göç etmiş ve buraya yerleşmişlerdir. Bu tezin yazarı tezini ispatlayacak bir kaynak gösterememiştir. Sadece kendi fikri olarak ileri sürmüştür. Bu tez bizce gerçekleri yansıtmamaktadır. Zira Atma Aşireti Mensuplarının Maraş, Antep yörelerinde yaşadıklarına dair nesilden nesile gelen bilgiler bulunmaktadır. Atma aşiretinin dili Kurmancı iken Dersimlilerin dili Zazaca’dır. Bu da ileri sürülen tezin gerçekçi olmadığının bir belirtisidir. Gaziantep yöresinde yaşayan Atmalılar'a göre ise bu aşiret Irak'tan gelmedir. Hatta Gaziantep Atmalıları arasında yaygın bulunan rivayete göre Atmalılar Irak'tan gelirken Fırat suyunu geçişlerinde aşiretin ileri gelen iki kardeşten biri soyunup öyle suyu geçelim derken, küçük kardeşi atlarımız bu suları geçer sürüp gidelim der ve atılı Fırat sularına sürer arkadan aşiretin diğer kısımları da atlarını sürerler ve 'Veyy çi horta' derler. Atları ile Fırat suyunu geçenlere Hortoğulları, soyunarak Fırat suyunu geçenlere de Çıplakoğulları denildiği söylenir. Malatya Balyan Aşireti'nin tarihi gelişimini yazan Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu'nun hazırladığı 1991 basım tarihli eserine göre de Atma Aşireti (sayfa, 8) konar göçer aşiretlerin en büyüğü olan Rişvan Aşireti'ne bağlı olduğunu ifade etmektedir. Bu tez de yaşlılardan rivayet yoluyla gelen bilgilerle bağdaşmadığı için gerçekçi görülmemektedir. Gerek eldeki kaynaklar ve gerekse yaşlılardan nesilden nesile gelen rivayetlere göre Atma Aşireti'nin Irak'tan geldiği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Iraktan gelen ve göçebe hayatı yaşayan, hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Atma Aşireti önce Antep, Maraş yöresine yerleşmiş, sonra bunların bir kolu Malatya yöresine göç etmiştir. Halen Antep ve Maraş illerinde Atma Aşireti'nin kolları yaşamlarını sürdürmekteler. Malatya'ya gelen Atma Aşiretliler Malatya-Arapgir yolu üzerinde şimdi Aşağı Atma adını taşıyan bölgeye yerleşmişler, burada dönemin Devlet Yönetimi ile araları açıldığından yaşlılar, hastalar ve onların yakınları dışında kalanlar göç ederek bugün Arguvan İlçesi Kızık ve Kadabela (Güngören) köyleri arasında bulunan bölgeye taşınmışlardır. Buraya halen Şotik Harabeleri denilmektedir. Burada da vurguncu olan Raşi Aşireti tarafından talan edildiklerinden daha yukarıya dağların arasına göç ederek bugünkü Şotik Köyü'ne gelip buraya yerleşmişlerdir. Malatya-Arapkir yolu üzerindeki yerleşim yerinden göç ederken orada kalanlar bugünkü Aşaği Atma köylerini oluşturmuşlardır. Bunlar çevrenin etkisiyle asimile olarak Sünni mezhebini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Göç edip bugünkü Yukarı Atma köylerini meydana getirenler ise Alevi inanışını sürdürmektedirler. Şotik Köyü'nü kuran Atma Aşireti'nin kolu Yukarı Atma adını almıştır. Şotik Köyü Yukarı Atma Aşireti'nin merkezi olmuştur. Aşireti yönetenler hep Şotik Köyünden çıkmıştır. Şotik Köyü'nün kuruluşundan sonra komşu aşiret olan Dırejan Aşireti ile yıllarca mezhep kavgaları sürmüştür. Zira Dırejan Aşireti Sünni, Yukarı Atma Aşireti Alevi inanışını kabul etmiştir. Bu iki aşiret arasında yıllarca süren düşmanlık araya giren komşu köylerin çabaları sonucu barışla noktalanmıştır. Şimdi ise zaten böyle bir sorun yoktur. Yukarı Atma Aşiretini meydana getiren köyler şunlardır: Şotik (Çobandere), Bırik (Yoncalı), Sığırcıuşağı, Göçeruşağı, Alhasuşağı, Gökağaç, Kömürlük, Kadabela (Güngören) ve Kuruttaş köyleri.”
Emekli öğretmen olan yazar, kaynaklarını şu şekilde sıralıyor: 1-Fehmi Çıplak'ın araştırmaları, 2-Av. Battal Gazi Çıplak'ın araştırmaları. (http://www.arguvankomurluk.com/arguvan/?dId=8)
Burada savunulan tez de yeterli delillere sahip değildir. Gülhur adlı bir aşiret mevcut değildir. Fakat muhtemelen aynı köye mensup isimler (veya Elbistan yöresindeki Alhaslılar), Hamza Aksüt’ün aktardığına göre, şunu da söylemektedirler:
“Atma ağaları, bir röportajda şöyle demişlerdi bana: ‘Biz, Irak’taki Kelhur aşiretinden gelmişiz; ama Kelhur nedir, ne değildir, bilmiyoruz. Oradan Berezi’ye gelmişiz, Berezi’den Arguvan’a. Bir kısmı da Arguvan’dan bölünmüş, Pazarcık’a gitmiş.’ Osmanlı arşiv kayıtlarına baktığımda, Kelhur aşiretinin gerçekten Irak’ta olduğu, bir Kürt aşireti olduğu ve bunların Bektaşi olduğu yazılı. Demek ki, Irak’taki Kelhur Aşiretinden ayrılmışlar, oradan da Arguvan’a ve Pazarcık’a geçmişler.” (http://atmali.blogspot.com/)
Berezi’den nerenin kastedildiği bilinmemekle birlikte, Hakkari Çukurca’ya bağlı Berezi adlı bir alan mecuttur. (www.hpg-online.com/tr/news_c/news_654.html) Berezi ile, Diyarbakır’ın Bismil ilçesi yakınlarındaki Barazi de kastediliyor olabilir: “İlçemiz Diyarbakır’a 55 km mesafede olup,Batman-Diyarbakır Karayolu Bismil’den geçmektedir.Bismil-Tepe arasında bulunan 11 km lik asfaltın uzatılarak Tepe-Savur yolunun da hizmete gireceği,Bismil’in Türkmenhacı köyü ile olan bağlantısının devam ettirilerek Diyarbakır-Mardin Karayoluna bağlanması,eski Diyarbakır yolunun da yeniden asfaltlanması ile Diyarbakır-Silvan karayoluna bağlanması ile Bismil tam bir dört yol kavşağı haline getirilecektir. Ancak halen ilçemizde Şehirler arası bir otogarın bulunmayışı üzücüdür.İlçemizin tüm şehirlerle ulaşımı rahatlıkla sağlanmaktadır.10’u aşkın Şehirler Arası Otobüs şirketi ilçemizden günde birkaç kez sefer yaparak yurdun dört bir yanına yolcu taşımaktadır.Bismil’e ait henüz Şehirler arası otobüs şirketi kurulamamıştır.Eski dönemlerde Bismil İpek yolu üzerinde olduğundan tüm kervanlar halen ismi BARAZİ mevki olan ve Diclenin Kuzeyinden geçen ve halen yer yer kalıntılarına rastlayan Kuzey İPEK YOLU’nu kullanmışlardır.” (http://www.bismilataturk.net/index.php?option=com_content&view=article&id=26:bismilin-tarihcesi&catid=6:makale&Itemid=32)
Arguvan’dan bölünüp Pazarcık’a gitme durumu yaşanmışsa şayet, bu, diğer yazılarda aktarılan, 1640’lı yıllarda Arapgir-Horan’dan (Horun) yaşanan göç olayından sonra Arguvan’a yerleşenler için söz konusu olabilir. Zaten Arguvanlı Atmalılar, köken olarak Arapgir’i göstermektedirler ve Arapgir’den göç olayından öncesi için Arguvan’dan Pazarcık’a gitme diye birşey düşünülemez. Ancak, Arguvan Atmalıları’ndan Pazarcık’a yerleşenler olmuş olabilir. Bu durum, Pazarcık’ta yaşayan alevî Atmalılar’ın alevîliklerinin nedenlerinden birini de açıklamaktadır.
Arguvan’ın Çobandere (Şotik) köylüleri şunları da yazmaktadırlar:
“Köyümüzün yetiştirdiği değerli insan Ahmet Fehmi Çıplak‘ın yaptığı araştırmalara göre köyümüz Atma aşireti mensubudur. Bu aşiret 1634 yılında Irak’ın Gülhur boyundan ayrılarak Güneydoğu’dan bugünkü Türkiye topraklarına girmişlerdir. Anadolu’ya giren bu aşiret grubunun bir bölümü Berez aşireti adı ile bugünkü Şanlıurfa ve Adıyaman illerine yerleşmiş ve halen bu yörede yaşamını sürdürmektedir.Bu aşiretin geliş anında 300 çadır olduğu şeklinde rivayetler varsa da yazar Mehmet Emin Zeki ‘Kürdistan’ adlı eserinde Atmenikan aşireti ismi ile 500 çadır olduğunu belirtilmektedir.” ((http://www.arguvanvakfi.org.tr/?c=127&a=1125)
Görüldüğü gibi, Hamza Aksüt bir yer ismi olarak Berezi’den bahsederken, Çobandereliler Berez aşiretinden söz etmektedir. Gerçekte Berez diye bir aşiret mevcut değildir. Bütün bu çelişki ve yanlış bilgilerin nedeni, aktarılan bilgilerin belgelere değil, gerçeklerle ne kadar örtüştüğü bilinmeyen birtakım rivayetlere dayanıyor olmasıdır. Ancak Berazi ya da Barazi adlı bir aşiret mevcuttur. (Prof. Dr. Orhan Türkdoğan bir eserinde Berezi olarak anıyor.) Fakat Berazi, Sünni Kürt aşiretlerindendir (Bayram Kodaman, Sultan II. Abdulhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, Ankara 1987, s.54-55’ten aktaran http://www.sansaderesi.com/forum/index.php?PHPSESSID=clqprhgrarszs&action=profile;u=69;sa=showPosts). Bu durumda, kendilerini Berezi aşiretine dayandıran bütün Atmalılar’ın ve bu arada Şotikliler’in köken olarak sünnî oldularını, sonradan alevîleştiklerini kabul etmek gerekir.
Özellikle Elbistan Atmalıları’dan Alhaslılar, kendilerinin (daha doğrusu Atmalılar’ın) köken olarak Berazi/Barazi olduklarını ileri sürmektedirler (mekan47.com/asiretler-ve-yerlesimleri/94053-alhasli-asireti.html; www.tatarusagi.com/index.php?option=com_content... –)
Buna göre, Alhaslılar (Atmalılar) Siverek'ten Elbistan'ın Sevdilli Büyükköy'e (Gundigır) ve Arga'nın Harınuşağı (Harunuşağı) köyleri sınırlarına takriben 150-200 yıl önce gelmiş bulunmaktadır (tr-tr.facebook.com/posted.php?id=55542236325&start... –). Bu iddiada gerçeklik payı bulunması mümkündür. Muhtemelen Alhaslılar’ın ataları Berazi kökenlilerle evlilikler yoluyla akrabalık kurmuşlar ve torunları kendilerinin Berazi kökenleri ile Atmalı kökenlerini karıştırmaya başlamışlardır. Soylarında Kaşanlılık bulunan Atmalılar ise, Alhaslılar’ın aksine, Atmalılar’ın İran-Kaşan’dan geldiğini ileri sürmektedirler.
Arguvan Şotik (Çobandere) köylüleri şunları da yazmaktadırlar:
“Berez aşiretinden ayrılan Atma aşiretinin o zamanki reisi Memi Ağa isimli bir kişidir. Bu aşiret Pazarcık’ta bir konaklama molası vermiştir. Bir an için Pazarcık’ta kalmayı düşünmüş ise de havası ve suyu sıcak olduğundan buradan Malatya’ya doğru yola çıkmışlar ve bugün Arapkir ilçesi hudutlarında kalan Horun’a yerleşmişlerdir.” (http://www.arguvanvakfi.org.tr/?c=127&a=1125)
Benzer şekilde, Arguvan Kömürlük köylüleri de şöyle demektedirler:
“Rivayet odur ki, bilinmez nedenlerle (hicrî veya rumî)) 1050 tarihlerinde Irak Gülhür boyundan ayrılıp Anadolu içlerine Beritan aşireti adı ile Urfa, Adıyaman, Diyarbakır ve Bingöl taraflarina yerleşen kalabalık topluluk, Memi Ağa liderliginde 300 çadırla önce Pazarcık'a yönelmiş, havası suyu beğenilmeyip oradan Malatya Aşağı Atma Horun’a yerleşmeye karar vermişlerdir…” (http://www.arguvankomurluk.com/arguvan/?dId=8)
Kömürlük köylüleri, Şotikliler’in aksine, Berezi değil Beritan aşiretinden söz etmektedir. Bu ifadeler, Şotik (Çobandere) ve Kömürlük köylülerinin tarihî rivayetleri birbirine karıştırdıklarını ve kendi ataları etrafında olayı kurguladıklarını göstermektedir. Irak’tan gelen bir aşiret, Pazarcık gibi bir yeri havası ve suyu sıcak olduğu için beğenmemezlik etmez. Anlaşılan o ki, Arapgir Horan’dan (Horun) göç edilince Memi Ağa başlangıçta güneye, Pazarcık’a inmiş, orasını sıcak bulduğu için bu defa tekrar kuzeye, Arguvan’a yönelmiştir.
Öte yandan, Kelhur adlı bir aşiret mevcuttur ve Şerefname’de bu aşiret hakkında bilgi verilmektedir (Yazarı Şeref Han’ın vefat tarihi 1603-1604). Tufan Gündüz, bu aşiretle ilgili olarak şu bilgileri vermektedir:
“Kilhor/Kelhor: Asıl Bozulus’a dâhil cemaatler içinde kaydedilen Kelhor aşireti 1540 tarihinde 59 hâne ve 3 mücerred, II. Selim döneminde ise 44 hâne ve 3 mücerred nüfusa sahipti. Bunların, Bozulus’un Orta Anadolu’ya yaptığı muhacerete katılmadığı tesbit olunmaktadır. Öte yandan, Kelhor aşiretinden bazı gruplara Bağdat ve Musul vilayetlerinde tesadüf edilmektedir.” (Tufan Gündüz, Anadolu’da Türkmen Aşiretleri - Bozulus Türkmenleri: 1540-1640, Ankara: Bilge Yayınları, 1997, s. 84.)
Bu ifadelerden hareketle şu söylenebilir: 1540 tarihinde 59 hane ve 3 mücerred (yalnız) nüfusa sahip olan bir topluluğun, yirmi yıl sonra “Atmalu” olarak adlandırılması için bir neden yoktur. Kelhur ile Atmalı aşiretleri arasında bir bağ bulunmadığı açıktır. Ayrıca bunların yaşadıkları yere göç sonucu gelmedikleri görülmektedir. Ancak, daha sonraki tarihlerde Kelhur aşiretinden bazıları Musul civarından Anadolu’ya gelmiş olabilirler. Yukarıda 1634 yılında yapılan bir göçten söz edilmektedir. Bununla birlikte, Atmalı aşiretinin Malatya ve Maraş civarındaki varlığı, 1634 tarihinde yaşanmış bir göçe bağlanamaz. Çünkü, 1560 tarihli Malatya ve 1563 yılına ait Maraş tahrir defterlerinde adları geçmektedir. Şayet Şotik (Çobandere) köylülerinin Kelhur aşireti ile bir soy bağı varsa (Ki kendi soylarını onlar daha iyi bilir, öyle diyorlarsa öyle olduğunu kabul etmek gerekir), bu bağın Atmalı aşireti üzerinden değil, muhtemelen evliliklerle kurulan akrabalık ile oluştuğunu düşünmek gerekmektedir. Arguvanlılar’ın; Atmalı atalarının evlilik yoluyla akrabalık bağı kurdukları diğer atalarının kökenleri ile Atmalı kökenlerini karıştırdıkları anlaşılmaktadır. Bunu doğrulayan bir bilgiye internette rastlanmaktadır:
“Ben aslen Tunceliliyim. Avusturalya’da oturuyorum. Sizlerle dedemin babama anlattığı bir olayı paylaşmak istiyorum. Dedem sağlığında Malatya’ya geliyor. Osmanlı zamanında, Yavuz Selim’in sürgün yıllarında Tunceli’den Malatya Arguvan’a 1515’li yıllarda sürgün edilen akrabalarının torunlarını aramak için. Dedem de Kureyşan Ocağından bir Alevi dedesidir. Malatya’ya geliyor, o zamanlar Arguvan’da söz sahibi olan Atmalılar ile tanışıyor. Mustafendi o yıllarda aşiretin ileri geleniymiş, dedemi Şotiğe götürüyor. Dedem de onlara 1515’li yıllarda sürgün gelen akrabalarından Seyid Ali’nin, Oruç Dede’nin isimlerini söylüyor. Mustafendi ve babası, Seyid Ali’yi duymadığını ancak Oruç Dede’nin türbesinin bulunduğunu, bu kişilerin soyundan gelenlerin halen var olduğunu söylüyor. Rahmetli dedemin bize aktardığına göre o soydan Gışto isminde ve Şeho isminde iki kardeş varmış ama onlar da dedelik yapmıyorlarmış. Mustafendi dedeme kendilerine ait bir şecere gösteriyor. Arapça yazılı olan bu secerede Seyid Emir Hasan’dan bahsediliyormuş. Emir Hasan da İmam Zeynel Abidin soyundan gelen bir alevi dedesiymiş. Bu soydan gelen Mustafendi’nin ve babasının dedelik yapmadığını, ağalık yaptığını söylermiş. Ben de 2006 yılında İstanbul’da Bostancı Kültür Merkezi’nde İzzettin Doğan’ın yaptığı İnanç Önderleri Toplantısında almanyada oturan Hakkı Çıplak ile tanıştım. Benim bu yazdıklarımı onunla paylaştığımda aynen tasdikledi. Kendisinin Çıplaklardan olduğunu, adı geçen Emir Hasan soy şeceresinin de kendisinde olduğunu, kendisinin de Almanya’da dedelik yaptığını söyledi. Oruç Dede torunlarından bir gencin de Cem Vakfı’nda dedelik yaptığını söyledi.” (http://www.alevileriz.biz/archive/index.php/t-43147.html)
Aynı sitede bu mesaja şöyle bir cevap verilmektedir:
“Sevgili Yılmaz Can; Seni ve aileni selamlıyor, Ehli Beytin aşkı ile kucaklıyorum. Yazında; Kureyşan Ocağından olan kendi dedenin 1515’li yıllarda Tunceli / Nazimiye’den Malatya / Arguvan'a sürgün edilen akrabalarını aramak için Malatya'ya geldiğini, burada Arguvan’da söz sahibi olan Atma Aşiretinden Mustafendi ile tanıştığını, Mustafendi’nin senin dedeni Şotik köyüne getirdiğini, bu köyde akrabaları olan Gışto ve Şeho'yu bulduğunu söylemektesin.
“Sevgili Yılmaz; bu anlattıkların doğru. Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’yu acılara boğduğu zulüm ve sürgün yıllarında; büyük dedem Seyid Ali ve Oruç Dede (Kureyşan Ocağının Aliyan Kolu Evladıdır) ve yakınları Tunceli / Nazimiye / Kureyşan Köyünden, Malatya’ya sürgün edilmişlerdir. Sürgün nedeni ise Şah İsmail’e verilen destektir. Sürgün geldikleri Malatya'da Arguvan ilçesinde bulunan ve kendileri gibi sürgün olarak Malatya'ya yerleştirilen Atma Aşireti içinde yeralıyorlar. Çünkü bu aşiret te bir Alevi aşiretidir ve içlerinde Dede soyundan gelenler de vardır. Zaten yukarıdaki yazınızda bunu da belirtmişsiniz.
“Mustafendi dediğimiz kişi hem aşiret ağasıdır hemde bir seyiddir. Çünkü onlar da Seyit Emir Hasan soyundan gelmektedirler. Ancak onlar da dedelik yapmamışlardır. Bugün bu soydan gelen Hakkı Çıplak ile tanıştığınızı söylüyorsunuz. Hakkı Çıplak'ın elinde Seyid Emir Hasan soyundan geldiklerini gösteren bir "Şecere"name vardır.
“Ben de 5 yıldır, özellikle Osmanlı devlet arşivlerinden soyumu takip etmekteyim, bir çok araştırmalar yaptım ve birçok arviş belgelerine ulaştım. Bende de 9 buçuk metre boyunda soyumuza ait "Şecere" bulunmaktadır. Bu şecerede Seyid soyundan geldiğimizi görmekteyim. Bu belgeleri araştırma yapan tüm Kureyşan Ocağı mensuplarıyla paylaşmaya hazırım.
“Dedem Gışto ve kardeşi Şeyho dedelik yapmamışlardır…. Çünkü 1515 ve 2005 yılları arasında dedelik yapmadık. Zaten senin deden köyümüze geldiğinde benim büyük dedemin dedelik yapmadığını biliyoruz.
“Ama kutsal emanet olarak gördüğüm; Seyid Ali ve Kardeşi Oruç Dedenin Tunceli’den beraber getirdiği; atadan babaya saklanarak bize kadar gelen Tarık (kimi yörelerde evliye, kimi yörelerde erkan denir), İmam Hüseyin Tası ve Cem Şamdanı hâlâ evimizde muhafaza edilmektedir. Dedelik yapmamış, dedelik yapmadığı için zamanla Ocakzade olduğu unutulan dedelerim bu emanetleri saklayarak bize kadar ulaştırmaları benim için çok büyük değere haizdir. Çünkü bu emanetler Ocakzade olduğumuzun bir göstergesidir.
“Almanya'da oturan Hakkı Çıplak Dedemiz de bulunan "Şecere"nameyi de bizzat incelemiş bulunmaktayım. İmam Zeynel Abidin soyundan gelen seyid Emir Hasan’a aittir. Kendileri de bu zatın torunlarıdır. Bir Kureyşan Ocağı evladı olarak, sürgünlere uğramış, baskılardan geçmiş, Dedelik hizmetini yapamamış Atalarımın yolunu yeniden 480 sene sonra sürdürmenin tatlı huzurunu yaşıyorum. Sevgili Yılmaz, buraya bana ulaşabileceğin msn adresimi yazıyorum. Deden yıllar önce dedemi aramış, şuan sen de bizi aramaktasın. Seni bulduğum için ben de çok mutluyum. En kısa zamanda buluşmak üzere, sevgiyle kal... sinan.boztepe@hotmail.com Sinan Boztepe Dede.”
Burada belirtilen Kureyşan’ın Kureyş kabilesi ile bir ilgisi olduğu düşünülebilir. Aliyan kolu ile de muhtemelen Hz. Ali evladı kastedilmektedir. Mustafendi isimli şahsın hem aşiret (Atmalı) ağası, hem de seyyid (Hz. Ali-Hz. Fatıma soyundan) olduğu belirtiliyor. Ayrıca, “Sürgün geldikleri Malatya'da Arguvan ilçesinde bulunan ve kendileri gibi sürgün olarak Malatya'ya yerleştirilen Atma Aşireti içinde yeralıyorlar” denilerek, iki farklı soyun karıştığı anlatılmaktadır.
Bütün bunlardan, Arguvanlılar’ın alevîliğinin, Atmalı kökenlerinden değil, 1515 yılına uzanan bir sürgünle kurulan Dersim bağlantısından (şayet başka bağlantılar yoksa) kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Kökenlerini Dersim üzerinden İmam Zeynelabidin’e (Hz. Hüseyin’in oğlu Ali) dayandırmaktadırlar (Zeyn el-âbidîn, “Âbidlerin, ibadet edenlerin süsü” anlamına gelir. Lakaptır). Atmalı aşiretinin bugüne kadar bir seyyidlik iddiasında bulunduğu ve soylarını Hz. Hüseyin’e ve Hz. Peygamber’e (s.a.s.) dayandırdıkları görülmüş değildir. Şayet Atmalı aşiretinde Hz. Peygamber’e (s.a.s.) uzanan bir soy bağı bulunsaydı, bu nesilden nesile aktarılır ve herkes tarafından bilinirdi. Şotik köylülerinin “seyyidlik” (Soylarının Hz. Ali ve Hz. Fatıma’ya dayanması) gibi Gülhur ya da Kelhur bağlantısının da yine Dersim üzerinden (veya başka bir soy bağı) ile gerçekleştiği sonucuna varmak mümkün görünmektedir. Arguvan’daki Atmalıların alevîliğinin de, kültürel etkileşimin yanı sıra evliliklerle oluşmuş soy bağından (Dersim) kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
4. Vaizoğlu Şirketler Grubu’nun (İMÇ 5. Blok, No. 5611, Kat: 2 Unkapanı-İstanbul) 2004 yılında yayınladığı Muammer Şahin imzalı “Babam” (muammersahin.com/BABAM_kitap.pdf) adlı kitapta (s. 29) şöyle denilmektedir:
“Arapgirli olan merhum Sabri Kelemeroğlu, Arapgir Postası gazetesinde çıkan bir yazısında şöyle demektedir: ‘Arapgir Sancağı'nda köy kuran aşiretler, bir öykü anlatırlar. Bu öykü, Diyarbakır Sancak Beyi ile üç kardeşin hatırası olup, son derece ilginç bir rastlantıdır. Horanlılar, İran Horasan'dan ve Orta Asya'dan gelmişlerdir. Köyün adı Horan'dır. Köyün kuruluş tarihi miladi 1335’tir.’
“Yazarımıza ait, çok değerli kitaplar bulunmaktadır. Sabri Kelemaroğlu mezkur makalesinde Kelağa Hüseyin Efendi, Kelağa Mulla ve Kelağa Velioğlu'na da değinir. Bu araştırmacının Arapgir Postası’nda 1994 yılında yazdığı tarihi vesika, rahmetli babam Vaiz Şahin’in 1973 yılındaki araştırmalarında ne kadar haklı olduğunu ve araştırmalarımızın yüzde yüz doğru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.”
Sabri Kelemeroğlu’nun Horan (Horun) köyünün kuruluşu ya da Horan’da yerleşimin başladığı tarih olarak gösterdiği 1335, oldukça önemli bir tarihtir. Çünkü 1335, İlhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’ın öldüğü ve Moğollar arasında çıkan iktidar mücadeleleri yüzünden Anadolu üzerindeki hakimiyetlerinin son bulduğu tarihtir. Anadolu Valisi Büyük Şeyh Hasan, bir post kapmak için İlhanlı Devleti’nin merkezine, İran’a gitmiş, yerine naib olarak Eretna’ya bırakmıştır. Daha sonra Eretna bağımsız bir beylik kurmuştur. Dulkadiroğulları Beyliği’nin kuruluş tarihi de 1335’dir. “Türkmenler’in Boz-ok koluna mensup olanları Sivas’ın güney ve güneybatısına akınlar yapmaktaydılar. Nitekim çok geçmeden bu Türkmenler, 1335’de Ebû Said Bahadır Han’ın ölümü ile Moğollar arasında başlayan that mücadelesinden faydalanarak Elbistan yöresinde Dulkadır beyliğini kurmuşlardır.” (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, C. 10, İstanbul: Çağ Y., s. 114.)
Prof. Dr. Yaşar Yücel ve Prof. Dr. Ali Sevim şöyle demektedirler:
“… Memlüklü sultanı Melikünnasır, Eretna’nın tâbiiyet bağlarını gevşetmesini cezası bırakmamış, Türkmenleri Eretna’nın kontorlündeki toprakların güney sınırlarında mevcut uç şehirlerini yağmaya teşvik etmiştir. Hiç şüphesiz, Memlüklü sultanının kırkırtmaları yanı sıra Türkmenleri asıl harekete geçiren sebepler arasında, başka faktörleri de unutmamak gerekir, yukarıda da söylediğimiz gibi, İlhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’ın 1335 yılında ölümü üzerine, Moğollar arasında başlayan iktidar mücadeleleri esnasında Anadolu kontrolsüz kalarak tam bir karışıklık içine düşmüştür. Bu durumdan faydalanmak isteyen Türkmenler de harekete geçmişlerdi. Melikünnasır’ın istekleri sonucu, Bozoklu Türkmenleri de yaşadıkları Halep-Antep kesiminden Maraş-Malatya kesimine geçerek faaliyete başlamışlardı. İşte bu Türkmen beyleri arasında Eretna’yı fazlaca uğraştıran Dulkadırlı Karaca Bey olmuştur. Bu beye Memlüklü sultanı tarafından emîrlik de verilmiştir. Nitekim, Dulkadıroğulları Beyliğinin kurulması da 1335 yıllarına rastlamaktadır. Kaynaklarımızdaki bilgiler de, bu tarihlerde Eretna’nın Türkmenler tarafından sıkıştırıldığını göstermektedir. Nitekim de 1338’de Türkmen beylerinden oluşan bir grup, Eretna’nın tâbi olduğu Darende valise Hadım Mercan’ın kendisini görmek için yanına gelmesinden istifade ederek, Darende’yi ele geçirip Karaca Bey’e teslim etmişlerdi….” (Yaşar Yücel ve Ali Sevim, Türkiye Tarihi, C. 1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 263-264.)
O dönemde, Yılmaz Öztuna’nın belirttiği gibi, Kuzey Malatya, Eretna’nın kontrolü altındaydı. (T. Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, C. 2, Hayat Yayınları, 1964, s. 183.)
Öte yandan, Larousse’un “Bozok” maddesinde belirtildiğine göre, 1300’lü yılların ortalarında Bozok Türkmenleri hem Dulkadiroğlu Beyliği’ni kurmuş, hem de Yozgat civarına yerleşerek bu bölgenin Bozok adını almasına neden olmuşlardır. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin “Bozok” maddesinde de, Halep Türkmenlerinin 1300’lü yılların ortalarına doğru Yozgat havalisine yerleştikleri belirtilmektedir.
Şayet Sabri Kelemeroğlu’nun verdiği 1335 tarihi doğruysa, Atmalılar’ın aslında Türkmen oldukları (Bozok/Bozoklu) ve Halep-Antep taraflarından gelmiş bulundukları şeklinde bir tahminde bulunabiliriz. Nitekim bazı Arapgir köyleri, köken olarak Bozoklar’a dayandıklarını belirtmektedirler. Mesela Selamlı köyü sakinleri şöyle demektedirler: “Köyümüzün kurucularının Bozok Türkman Taifesi'nden oldukları anlaşılmaktadır. Bu taifenin (Gençlü-Gencelü Bayadı, Harmandalu Harmandarlar) gibi kollarından oldukları tahmin edilmektedir.” (http://www.selamli.tr.gg/) Ancak, Atmalılar’ın Horan’da ilk kuruluş tarihinden itibaren yaşayıp yaşamadıklarını bilmek mümkün değildir. 1560 yılında Malatya’nın Keder Beyt nahiyesinde ve 1563 yılında Maraş’ın bir mezrasında bulundukları görülmektedir. Fakat konar-göçer toplulukların farklı yerlerde yaşamaları kadar, farklı zamanlarda farklı yerleri kullanıyor olmaları da mümkündür.
Öte yandan, Horan/Horun köyünün Türkler tarafından kurulduğu ileri sürülmektedir: “… Çok seyrek olan Ermeni köylerinin aralarına yeni köyler kuruldu ve bu köylere Türkçe isimler verilerek bozkırlarda meskun hale getirildi. Türkler tarafından kurulan köyler: Onar, Selamlı, Koca, Yabanlı, Tepte, Cücügen, Pekisü, Çiğııir, Eğnir, Kuşçu, Kalınharman, Decde, Kollik Mulla, Zompa, Suceyin, Alolar, Yanıklar, Bedemli, Pal, Esikli, Yılıçlı, Deregen, Deregezen, Horan, Hacıuşağı, İspauşağı, Saracık, Bostancık ... köyleri sayılabilir.” (http://stu.inonu.edu.tr/~tionar/arapgir.html)
Her halükârda 1335 yılı civarı, büyük siyasal ve sosyal çalkantı, kargaşa ve hareketliliklerin yaşandığı, Anadolu’da yeni bir dönemin başladığı bir tarihtir. Horan’da bu dönemde yerleşimin başlamış olması akla yatkındır. Ayrıca bu dönemde göç hareketleri Kürtler değil Türkler arasında görülüyordu.
Yukarıda, bazılarının Atmalıları Bozokların Beydili (Begdili) boyunun Rişvan kolundan kabul ettiklerine değinilmişti. Bu Rişvan bağlantısı belgeden yoksun olmakla birlikte, Beydili boyundan olmaları mümkündür. Herşeyden önce, Rişvan’dan söz edilmeyen dönemlerde Atmalılar (sayıca az olsalar da) mevcuttu. Anadolu’ya yerleşen Bozok Türkmenleri Bayat, Avşar, Beğdili (Beydili) ve Döğer boylarından oluşuyor ve Halep-Antep bölgesinde yaşıyorlardı. (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, C. 10, İstanbul: Çağ Y., s. 113.)
Larousse’da Beydili boyu ile ilgili olarak şu bilgiler verilmektedir:
“BEYDİLİ, BEĞDİLİ veya BEĞDİLLİ, Oğuzlar’ın 24 boyundan biri. Oğuz Han’ın üç oğlundan Yıldız Han’a bağlı Bozok koluna girer ve Oğuz ordusunun sol kanadını oluştururlardı. Beydili boyunun adına, ilk kez Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugat it-Türk (XI. yy.) adlı yapıtında rastlanır. Beydililer’in bir bölümünün, başka Oğuz boylarıyla birlikte Selçuklu devletinin kuruluşuna ve Anadolu’nun fethine katıldığı öne sürülür. Selçuklu devletinin kuruluşundan XIV. yy.’ın ikinci yarısına değin, başka Oğuz boyları gibi Beydililer’in adına da kaynaklarda rastlanmamaktadır. Selçuklu devletinin kuruluşuna katılmayıp kendi boy geleneklerini koruyan Beydililer ise, XII. yy. ortasında Horasan’da, Selçuklu hükümdarı Sultan Sencer’i yenerek esir almış, daha sonra Moğol istilasından kaçarak (XIII. yy.) Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya göç etmişlerdir. Moğol istilasının yayılmasıyla başka Türkmenler ile birlikte Suriye’ye giderek yeni kurulan Memluk devletine sığındılar. XIV. yy.’da Beydili boyuna, Gazze’den Kozan ve Diyarbakır’a değin uzanan bölgelerde yaşayan Türkmen boyları arasında rastlanmaktadır. Moğol egemenliğinin ortadan kalkmasıyla (XIV. yy.) harekete geçen Suriye Türkmenleri ile birlikte, Beydili boyunun da önemli bir bölümü Suriye’den ayrılıp Güney ve Doğu Anadolu’ya ve İran’a gitmiş; Dulkadıroğulları, Ramazanoğulları beyliklerinin, Akkoyunlu ve Safevi devletlerinin kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynamışlardır.
“XVI. yy.’da Anadolu’daki Beydililer’in en büyük bölümü, Halep Türkmenleri arasında yaşıyordu. Yazın, Uzunyayla [Sivas’ın güneybatısında Kayseri’ye doğru uzanan geniş düzlükler] ve Sivas’ın güneyindeki kesimlerde, kışın Halep ve çevresinde göçebe bir yaşam sürdüren Halep Türkmenleri, XVII. yy.da Orta ve Batı Anadolu ile Marmara bölgesine yerleştirildiler. Osmanlı tahrir defterlerinden anlaşıldığına göre, bu dönemlerde Beydililer, nüfuslarının çokluğu ve oymak sayısı bakımından, Halep Türkmenleri’nin en büyük kolunu oluşturmaktaydılar. Yozgat ve çevresinde; Sivas’ın güneyindeki Kangal, Mancınık ve Alacahan bölgelerini içine alan Yeni İl’de yaşayan Beydililer, 1691’de açılan Avusturya seferine cağrıldılar, 1692’de de Arap aşiretlerinin sürekli saldırısına uğrayan Rakka bölgesinde oturmaya zorlandılar. Bunlardan bir bölümü buraya yerleşip kaldı, kalmak istemeyenler de bir süre sonra Halep, Gaziantep, Hatay, Çukurova ve Yeni İl bölgelerine yerleştiler.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder